Uzun QT Sendromu, kalbin kasıldıktan sonra bir sonraki atışa hazırlanmak için ihtiyaç duyduğu elektriksel toparlanma süresinin anormal derecede uzamasıyla ortaya çıkan, ani bayılma ve hayati risk taşıyan ciddi bir ritim bozukluğudur. Elektrokardiyografi (EKG) ölçümlerinde QT mesafesi olarak adlandırılan aralığın uzamasıyla tespit edilen bu klinik tablo kalp kasının yeni bir uyarıya hazırlıksız yakalanmasına neden olarak kalpte kaotik çarpıntılara zemin hazırlar. Özellikle çocukluk ve ergenlik dönemindeki açıklanamayan bayılmaların ve bilinç kayıplarının altında sıklıkla yatan bu kardiyolojik durum erken tanı konulmadığında tehlikeli sonuçlar doğurabilen, ancak doğru tıbbi yönetimle başarıyla kontrol altına alınabilen kritik bir sağlık sorunudur.
Uzun QT Sendromu nedir ve kalpte nasıl bir elektriksel soruna yol açar?
Kalp sadece sürekli kasılıp gevşeyen mekanik bir pompa değil aynı zamanda kendi elektriğini üreten kusursuz bir ağdır. Her bir kalp atışı, kalbin üst kısmından başlayan ve dalgalar halinde aşağıya doğru yayılan küçük bir elektrik akımı ile başlar. Bu akım sayesinde kalp kasları senkronize bir şekilde kasılır ve kanı vücuda pompalar. Ancak bir kasılma bittikten sonra kalbin hemen ikinci bir kasılma yapabilmesi mümkün değildir. Kalp hücrelerinin dinlenmesi, elektriksel olarak kendini sıfırlaması ve yeni bir atış için yeniden şarj olması gerekir.
Tıpta repolarizasyon olarak adlandırılan bu yeniden şarj olma süreci, kalp hücrelerinin zarlarında bulunan mikroskobik kapıcıklar sayesinde gerçekleşir. İyon kanalları adı verilen bu minik kapılar sodyum, potasyum ve kalsiyum gibi elementlerin hücre içine ve dışına geçişini çok hassas bir zamanlama ile kontrol eder. Bu elementlerin yer değiştirmesi, hücrenin elektriksel yükünü tekrar eski nörtal haline getirir.
Uzun QT Sendromu durumunda, genetik bir kodlama hatası nedeniyle bu mikroskobik kapıcıklar düzgün çalışamaz. Bazı kapılar çok yavaş kapanırken, bazıları çok az açılır. Özellikle hücrenin dinlenmesini sağlayan potasyum akımlarının zayıflaması veya kalsiyum akımlarının gereğinden fazla uzun sürmesi kalbin toparlanma süresini uzatır. Kalp dinlenemeden yeni bir uyarı aldığında elektriksel bir kaos başlar. Alt odacıklarda meydana gelen ve inanılmaz derecede hızlı, düzensiz olan bu ritim bozuklukları kalbin kan pompalamasını durdurur. Beyne kan gitmediğinde ise aniden yere yığılma ve bilinç kaybı tablosu ortaya çıkar.
Uzun QT Sendromu genetik olarak nasıl geçer ve bebeklerde hangi riskleri yaratır?
Hastalığın temelinde yatan sorun, vücudumuzun kullanım kılavuzu olan DNA’daki ufak yazım hatalarıdır. Bu yazım hataları genellikle ebeveynlerden çocuklara aktarılır. Hastalığın klinik olarak en sık karşılaşılan formları otozomal dominant, yani baskın bir genetik geçiş gösterir. Bu durum anne veya babadan sadece birinin hatalı geni taşımasının, hastalığın çocuğa geçmesi için yeterli olduğu anlamına gelir. Üstelik geni taşıyan ebeveyn hayatı boyunca hiçbir belirti yaşamadığı için taşıyıcı olduğundan habersiz olabilir.
Bunun yanı sıra hastalığın çok daha nadir ama çok daha ciddi sonuçlar doğuran otozomal resesif, yani çekinik geçişli bir formu daha vardır. Bu formda çocuğun hasta olması için hem annesinden hem de babasından hatalı genleri aynı anda miras alması gerekir. Çift taraflı genetik kusur barındıran bu bebeklerde hastalık çok erken yaşlarda başlar. Bazı uzun QT tiplerinde doğuştan gelen şiddetli işitme kaybı da bu tabloya eşlik eder. Bu hastaların maalesef ki tedavisi çok daha zorlu ve agresif bir süreç gerektirir.
Bebeklik dönemine bakıldığında genetik ritim bozukluklarının çok karanlık bir yüzü daha ortaya çıkar. Beşik ölümü veya Ani Bebek Ölümü Sendromu olarak bilinen, görünürde hiçbir sağlık sorunu olmayan bebeklerin uykularında aniden hayatlarını kaybetmesi vakalarının bir kısmının altında aslında bu hastalık yatmaktadır. Yapılan geniş çaplı araştırmalar, bu üzücü kayıpların önemli bir yüzdesinde kalpteki mikroskobik kapıcıkları etkileyen genetik mutasyonların bulunduğunu göstermektedir. Bu nedenle ailede açıklanamayan erken yaşta ölümler veya bebek ölümleri varsa, yeni doğan bebeklerin kalp grafikleri ile detaylıca incelenmesi hayati bir zorunluluktur.
Uzun QT Sendromu krizlerini tetikleyen başlıca faktörler nelerdir?
Hastalığın genetik alt tiplerine göre kalbi strese sokan ve tehlikeli ritim bozukluklarını tetikleyen başlıca unsurlar şunlardır:
- Yüzmek
- Suya dalış yapmak
- Çalar saat sesi
- Kapı zili
- Telefon zili
- Uykuda dinlenme durumu
Bu tetikleyicilerin arkasında yatan mekanizmalar oldukça ilginçtir.
Hastalığın en sık görülen birinci tipinde (Uzun QT Tip-1) kalbin en zayıf noktası artan efora uyum sağlayamamasıdır. Bu çocuklar koşarken, oynarken veya özellikle yüzerken aniden bayılabilirler. Suya dalmak, soğuk suyun yüze teması kalpteki refleksleri aniden değiştirerek en büyük risklerden birini oluşturur.
Hastalığın ikinci en sık görülen tipinde (Uzun QT Tip-2) ise temel düşman ani seslerdir. Kalp istirahat halindeyken, aniden çalan yüksek sesli bir alarm veya beklenmedik bir kapı zili irkilme refleksine yol açar. Bu irkilme sırasında beyinden kalbe aniden yoğun miktarda adrenalin pompalanır. Kusurlu iyon kanalları bu ani şoka dayanamaz ve ritim anında bozulur.
Üçüncü tipte (Uzun QT Tip-3) ise durum tamamen farklıdır. Kalp efor sırasında veya ani seslerde güvendedir ancak dinlenirken tehlikeye girer. Özellikle gece uykusunun en derin evresinde kalp atışları çok yavaşladığında (bradikardi) kalbin elektriksel toparlanma süresi aşırı derecede uzar. Bu uzama, uykuda gelen krizlere ve bilinç kayıplarına neden olur. Bu yüzden hastalığın genetik alt tipinin belirlenmesi, doğru önlemlerin alınabilmesi için kritik bir eşiktir.
Bun tiplerin haricinde birçok yeni tip daha tanımlanmıştır ve tanımlanmaya devam edilmektedir.
Uzun QT Sendromu belirtileri nelerdir ve neden epilepsi (sara) ile karışır?
Hastalık bazı bireylerde hiçbir işaret vermeden sessizce seyredebilirken, belirti veren kişilerde klinik tablo oldukça çeşitlidir. Karşılaşılabilecek ana bulgular aşağıdaki gibidir:
- Baş dönmesi
- Çarpıntı
- Göz kararması
- Uykuda zorlu soluma
- Ani bayılma
Bu belirtiler arasında en çarpıcı olanı, aniden ortaya çıkan bilinç kayıplarıdır. Bu bayılma atakları çocukluk veya ergenlik döneminde başlar ve ne yazık ki tıp dünyasında çok sık karşılaşılan bir teşhis yanılgısına kurban gider. Bu çocuklara sıklıkla epilepsi, yani halk arasındaki adıyla sara hastalığı teşhisi konulur.
Bu yanlış anlaşılmanın nedeni fizyolojik sürecin kendisidir. Kalpte ritim bozukluğu başladığında, kalp kası sadece olduğu yerde titrer, etkili bir şekilde kasılıp kanı damarlara pompalayamaz. Bunun sonucunda beyne giden kan akışı saniyeler içinde kesilir. Beyin dokusu oksijensiz kaldığı anda hücresel bir kriz yaşar ve bu kriz dışarıdan bakıldığında tıpkı bir epilepsi nöbeti gibi görünür. Çocuğun kasları kasılır, vücudu titrer, gözleri kayar ve hatta idrarını kaçırabilir.
Atak sonrasında aileler haklı olarak panikle nöroloji uzmanlarına başvururlar. Ancak bayılmanın asıl kaynağı kalpte olduğu için çekilen beyin elektroları genellikle net bir sonuç vermez. Çocuklar yıllarca ağır ve yan etkileri olan antiepileptik ilaçlar kullanmak zorunda kalırlar ve asıl tedavi olan kalp ilaçlarından mahrum kalırlar. Oysaki atak bir efor sırasında veya ani bir korkuyla tetikleniyorsa, öncesinde göğüs ağrısı veya çarpıntı hissediliyorsa akla ilk olarak kalple ilgili bu sendrom gelmelidir. Fakat bu hastalıkta nerdeyse 1/3 hastada EKG ilk çekildiği anda normal olarak görülebilir. Doğru tanı konulup kalbi koruyan ilaçlara başlandığında, beyne giden kan akışı kesilmeyeceği için bu korkutucu nöbetler de tamamen sona erer.
Uzun QT Sendromu teşhisi elektrokardiyografi (EKG) ile nasıl konulur?
Teşhis koyarken doktorların elindeki en güçlü, en basit ve tamamen ağrısız araç yüzeyel elektrokardiyogramdır (EKG). EKG cihazı, kalbin ürettiği elektrik akımlarını kağıt üzerinde dalgalar halinde çizer. Bu dalgaların her birinin özel bir harf karşılığı vardır. Kalbin alt odacıklarının kasılmaya başladığı “Q” noktası ile toparlanmanın tamamen bittiği “T” dalgasının sonu arasındaki mesafe ölçülür.
Ancak bu ölçüm tek başına yeterli değildir çünkü kalbimiz hızlandıkça bu mesafe doğal olarak kısalır, yavaşladıkça uzar. Bu yüzden doktorlar, ölçülen bu değeri anlık kalp atış hızına göre özel bir matematiksel formül kullanarak sabit bir standarda dönüştürürler. Elde edilen bu yeni değere “düzeltilmiş QT” adı verilir. Çıkan sonuç yaşa ve cinsiyete göre belirlenmiş güvenli sınırların üzerindeyse hastalıktan şüphelenilir.
Burada doktorları ve hastaları bekleyen sinsi bir zorluk vardır. Genetik olarak bu mutasyonu taşıyan ve hayati risk altında olan hastaların bir kısmında, hastane odasında sakince yatarken çekilen EKG tamamen normal çıkabilir. Kalp o an dinlenme halinde olduğu için kusurunu gizler. Bu yüzden tek bir normal EKG çekimi hastalığın olmadığını asla kanıtlamaz. Şüphe duyulan durumlarda çocuğa efor testi (koşu bandı) yaptırılır. Sağlıklı bir çocuk koştuğunda ve kalbi hızlandığında bu mesafenin kısalması gerekir. Oysa bu hastalarda mesafe kısalmaz, aksine daha da uzar. Özellikle çocuk koşmayı bırakıp dinlenmeye geçtiği o ilk dakikalarda çekilen ölçümler, hastalığın gizlendiği yerden çıkıp kendini gösterdiği en net anlardır.
Bunun yanında efor ile de tanı koyulamayan veya efor yapmayacak kadar küçük olan hastalarda damarda ilaç (Epinefrin -adrenalin-) verilerek sürekli EKG takip edilir. Bu teste Epinerin provokasyon testi adı verilir ve tanı konusunda doktorlara yardımcı olur.
Uzun QT Sendromu tanısında kullanılan puanlama sisteminin kriterleri nelerdir?
Doktorlar teşhisi netleştirmek ve hastaya genetik test yapılıp yapılmayacağına karar vermek için sadece rakamlara değil hastanın tüm tıbbi öyküsüne bütüncül bir şekilde bakarlar. Bunun için uluslararası geçerliliği olan bir skorlama sistemi kullanılır. Bu sistemde hastaya ait bulgular değerlendirilir ve alınan puanlar toplanarak risk olasılığı hesaplanır.
Değerlendirmede kullanılan temel kriterler şunlardır:
- EKG ölçüm değerleri
- Torsades de Pointes öyküsü
- Çentikli T dalgaları
- Düşük kalp hızı
- Hastada bayılmaların varlığı
- Doğuştan sağırlık
- Ailede ani ölüm öyküsü
Bu listede yer alan her bir kriterin farklı bir ağırlık puanı vardır. Örneğin EKG’deki ölçümün ne kadar uzun olduğuna göre verilen puan değişir. Hastanın geçmişte hayatını tehdit eden spesifik bir ritim bozukluğu yaşayıp yaşamadığı veya EKG dalgalarında şekil bozuklukları (çentiklenme) olup olmadığı titizlikle incelenir. Yaşıtlarına göre kalbinin gereğinden fazla yavaş çarpması bir uyarı işaretidir.
Klinik öykü kısmında bayılmaların şekli incelenir. Egzersiz sırasında gelen bir bayılma, sadece otururken olan bir bayılmaya göre daha yüksek bir risk puanı getirir. İşitme testi yapılarak doğuştan gelen bir sağırlık olup olmadığı kontrol edilir, çünkü bu durum hastalığın en agresif formuna işaret eder. Son olarak ailenin geçmişi sorgulanır. Yakın akrabalarda otuz yaşın altında aniden, görünürde hiçbir neden yokken gerçekleşen ölümler olup olmadığı sorulur. Tüm bu detaylar toplandığında çıkan puan belli bir seviyenin üzerindeyse teşhis kesin kabul edilir ve ileri genetik haritalama işlemleri başlatılır.
Uzun QT Sendromu tedavisinde hangi ilaçlar kullanılır?
Teşhis kesinleştiği anda, çocuğun o güne kadar hiçbir şikayeti olmasa bile hızla koruyucu ilaç tedavisine başlanması tıbbi bir gerekliliktir. Bu süreçte en güvenilir ve ilk sırada başvurulan silahlar “beta-bloker” adı verilen ilaç grubudur.
Bu ilaçların çalışma mantığı, kalbi yavaşlatmak ve onu dış etkenlere karşı duyarsızlaştırmaktır. Vücudumuz streslendiğinde, korktuğunda veya efor sarf ettiğinde kana yüksek miktarda adrenalin pompalar. Adrenalin, kalbi hızla çarpmaya zorlayan güçlü bir hormondur. Uzun QT hastalarında kalbin bu kırılgan elektrik sistemi adrenalin kamçısına dayanamaz. Beta-bloker ilaçlar, kalbin yüzeyindeki adrenalin alıcılarını kapatarak bir nevi görünmez bir kalkan oluştururlar. Böylece çocuk koşsa da heyecanlansa da adrenalin kalbe ulaşamaz ve kalp gereğinden fazla hızlanıp krize girmez.
Kullanılan ilaçların dozu çocuğun kilosu baz alınarak hesaplanır ancak nihai ayar yine efor testi ile yapılır. Çocuğun koşu bandında maksimum efor sarf ederken bile kalp hızının belli bir sınırın altında kalması hedeflenir. Eğer hedeflenen yavaşlama sağlanamazsa ilacın dozu yavaşça artırılır. Hastalığın nadir görülen ve uyku sırasında tehlike yaratan üçüncü tipinde ise sadece bu adrenalin kalkanı işe yaramaz. Sodyum kanallarındaki fiziksel bozukluğu tamir etmek için özel olarak sodyum kanallarını bloke eden ek ilaçlar tedavi şemasına dahil edilir. Düzenli ilaç kullanımı bu hastalıktaki ani ölüm riskini muazzam ölçüde azaltsa da yakın tıbbi takibin hiçbir zaman bırakılmaması çok önemlidir.
Uzun QT Sendromu hastalarının kesinlikle uzak durması gereken ilaçlar ve durumlar nelerdir?
Hastalar ve ebeveynleri için günlük hayatta dikkat edilmesi gereken en kritik konu, dışarıdan alınan basit kimyasalların kalp üzerindeki yıkıcı etkileridir. Bu hastaların kalbi zaten toparlanmak için sınırda bir çaba harcarken, bazı ilaçlar bu süreci daha da uzatarak bardağı taşıran son damla olabilir. Sıradan bir hastalıkta yazılan reçeteler bile hayati tehlike oluşturabilir.
Uzak durulması gereken bazı önemli unsurlar şunlardır:
- Astım spreyleri
- Makrolid grubu antibiyotikler
- Adrenalinli lokal anestezikler
- Eski kuşak alerji hapları
- Mantar ilaçları
- Greyfurt suyu
Nefes darlığı veya astım krizlerinde çok sık kullanılan hava açıcı spreyler, yapıları gereği kalbi hızlandıran ve kandaki potasyum seviyesini düşüren etkilere sahiptir. Bu durum koruyucu kalp ilaçlarının etkisini sıfırlar ve krize davetiye çıkarır. Basit bir bademcik enfeksiyonunda verilebilecek bazı antibiyotik grupları, kalbin elektrik sistemine doğrudan müdahale ederek toparlanma süresini tehlikeli boyutlara uzatır.
Diş tedavileri ayrı bir özen gerektirir. Diş hekimleri işlem sırasında kanamayı azaltmak ve uyuşukluğu uzun tutmak için genellikle içine adrenalin eklenmiş iğneler yaparlar. Bu sentetik adrenalin doğrudan kana karışıp kalbe ulaştığında ölümcül ritim bozukluklarını tetikleyebilir. Bu yüzden diş koltuğuna oturulduğunda hastalığın mutlaka belirtilmesi ve özel içerikli iğnelerin kullanılması istenir. Alerji tedavisinde kullanılan bazı eski kuşak haplar ve mantar hastalıklarında kullanılan ilaçlar da kalp için son derece zehirli olabilir. Hatta masum görünen greyfurt suyu bile, karaciğerdeki bazı enzimleri çalışmaz hale getirerek kullanılan ilaçların kanda birikmesine ve zehirli dozlara ulaşmasına neden olabildiği için bu hastaların mutfağından kesinlikle uzak tutulmalıdır.
Uzun QT Sendromu olan çocuklar spor yapabilir mi?
Ailelerin teşhis sonrasında en çok zorlandıkları ve çocuklarını nasıl yönlendireceklerini bilemedikleri konulardan biri de fiziksel aktivitelerdir. Düzenli ilaç kullanımı kalbi büyük ölçüde korusa da hastalığın doğası gereği şiddetli rekabet ve efor, her zaman bir risk faktörü olarak kenarda bekler.
Kalp grafiklerinde ölçülen sürelerin çok kritik seviyelerde olduğu veya hastalığın genetik alt tipinin eforla tetiklendiği kesinleşen çocukların yoğun, nefes nefese bırakan ve rekabet içeren sporlara katılması uygun değildir. Futbol, basketbol, atletizm yarışmaları veya hırslı bir yüzme müsabakası, vücutta kontrol edilemeyen bir adrenalin patlamasına neden olur. Kazanma arzusu, izleyicilerin baskısı veya kaybetme korkusu birleştiğinde kalbin üzerindeki yük inanılmaz boyutlara ulaşır.
Ancak bu durum çocuğun tamamen hareketsiz kalması ve eve kapanması gerektiği anlamına gelmez. Fiziksel gelişim ve psikolojik sağlık için hafif tempolu aktiviteler son derece gereklidir. Eğlence amaçlı masa tenisi oynamak, parkta düz yolda hafif tempoda bisiklete binmek veya aile eşliğinde doğa yürüyüşleri yapmak gibi bedeni çok yormayan, rekabet stresi barındırmayan aktiviteler güvenle yapılabilir. Buradaki temel kural, çocuğun aktivite sırasında asla yalnız olmaması, yanında yorulduğunda onu durduracak ve durumunu bilen bilinçli bir yetişkinin bulunmasıdır.
Uzun QT Sendromu için kalp pili veya cerrahi müdahale ne zaman gerekir?
İlaç tedavisi hastaların büyük bir çoğunluğunda mucizeler yaratsa da küçük bir hasta grubunda yeterli korumayı sağlayamaz. Çocuk düzenli olarak ilaçlarını almasına rağmen bayılmaya devam ediyorsa veya kalbi defalarca krize giriyorsa, uzman hekimler daha güçlü koruma yöntemlerini devreye sokarlar.
Bu seçeneklerden ilki, sinir sistemine müdahale edilen özel bir ameliyattır. Beynimiz, omurgamızın etrafından geçen sempatik sinir ağları sayesinde organlara stres sinyalleri gönderir. Bu ameliyatta, boynun alt kısmındaki sinir ağının sadece kalbe giden belirli bağlantıları kesilir. Bu sayede çocuk heyecanlansa da beynin kalbe “hızlan” emri vermesi fiziksel olarak engellenmiş olur. İlaçların yetersiz kaldığı birçok vakada bu cerrahi işlem ritim bozukluklarını baskılamada inanılmaz derecede başarılıdır.
Diğer ve en güçlü seçenek ise kalbe yerleştirilen akıllı teknolojik cihazlardır. Eğer kalbin yavaşlaması tehlike yaratıyorsa kalp atışını belirli bir tempoda tutan standart kalp pilleri yerleştirilir. Ancak hastanın geçmişte kalbi tamamen durmuşsa ve hayata döndürülmüşse, ani ölüm riski çok yüksekse göğüs içine yerleştirilebilir bir şok cihazı (ICD) takılır. Bu küçük bilgisayarlar sürekli olarak kalbin ritmini dinler. Beklenmedik, ölümcül bir ritim kaosu başladığı anda cihaz bunu bir saniyeden kısa sürede fark eder ve doğrudan kalp kasına güçlü bir elektrik şoku gönderir. Bu şok, kalbi tamamen sıfırlayarak normal atışına dönmesini sağlar ve anında hayat kurtarır.
Uzun QT Sendromu krizinde (Torsades de Pointes) acil müdahale adımları nelerdir?
Hastalık ne kadar iyi yönetilirse yönetilsin, kriz anı geldiğinde yapılması gerekenlerin eksiksiz bilinmesi hayati bir zorunluluktur. Bu hastaların yaşayabileceği Torsades de Pointes adı verilen spesifik ritim bozukluğu saniyeler içinde kalbin durmasıyla sonuçlanabilir.
Hastane ortamında kriz anında uygulanan tıbbi müdahale adımları sırasıyla şunlardır:
- Kalp masajı
- Otomatik şok cihazı kullanımı
- Damar yolundan magnezyum takviyesi
- Potasyum seviyesinin yükseltilmesi
- Lidokain infüzyonu
Dışarıda veya evde kriz meydana geldiğinde, çocuğun bilinci kapalıysa ve nabzı alınamıyorsa hiç vakit kaybedilmeden kalp masajına ve suni solunuma başlanmalı, eş zamanlı olarak acil yardım ekipleri çağrılmalıdır. Etrafta otomatik bir şok cihazı varsa hemen getirilip çocuğun göğsüne yapıştırılmalı ve cihazın yönlendirmelerine uyulmalıdır.
Hasta acil servise ulaştığında veya monitöre bağlı bir şekilde krize girdiğinde tıbbi ekipler hızla devreye girer. Damar yolundan anında verilen magnezyum takviyesi, kan tahlili sonuçları beklenmeksizin uygulanan en hayati adımdır. Magnezyum, çıldıran kalp hücrelerinin zarını stabilize ederek elektrik fırtınasını dindirir. Bunun hemen ardından kan tahlili ile vücuttaki potasyum depoları kontrol edilir, eksiklik varsa hızla damardan potasyum serumları takılarak kalbin toparlanması desteklenir. Eğer kriz devam ediyorsa kalpteki sodyum kanallarını bloke ederek ritmi baskılayan güçlü antiaritmik infüzyonlar devreye sokulur.
Sıkça sorulan sorular

Prof. Dr. İbrahim Cansaran Tanıdır, 20 yıla yakın klinik, akademik ve girişimsel deneyime sahip, doğuştan kalp hastalıkları, pediatrik girişimsel kardiyoloji, hibrit işlemler ve radyasyon azaltılmış / floroskopisiz kateterizasyon teknikleri alanlarında uluslararası düzeyde tanınan bir uzmandır.
Bugüne kadar hem ülkemizde hem de yurtdışında toplamda 10.000’in üzerinde pediatrik kardiyak kateterizasyon işlemi gerçekleştirmiş; kompleks yapısal kalp hastalıklarında ileri düzey girişimsel ve hibrit uygulamalara ülkemizde öncülük etmiştir.
Akademik üretkenliği 110 SCI/SCIE yayını, 1.440 atıf, H-indeksi 18 ile bilimsel olarak güçlü bir otoriteyi temsil etmektedir (Google Scholar, 2025).
